Edebiyatçının Günlüğü

Hakkımda

Trabzon Atatürk Lisesi Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler

  • 61
  • Egitim
  • spor

  • Arkadaşlarım


    günün sözü

    "Bir milletin milli davaları kalplerde yaşadığı müddetçe o davalar kaybedilmiş olmazlar. O davalar bir gün mutlaka kazanılır."

     


    Tarih: , 9/6/2008 Kategori: Egitim
    Bağlantı

    tevazu...

                                                   
                                             TEVAZU 

    Ahmed Rufai diye büyük bir alim, bir gün talebelerine:
    - İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi. 
    Öğrencilerden biri:
    - Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.
    Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:
    - Söyle dedi, kardeşim, o ayıbım nedir?
     Talebe gözleri dolu dolu:
    - Bizim gibilerin size talebe olması, dedi.
     Bu söz gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai de ağlıyordu. Bir ara sadece;
     - Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım diyebildi.

     Evet, keşke insanlar tabi olanlara bakıp, tabi olanlarda, tabi olunanı aramasalardı... Zira hem dün, hem bu gün o altın halkayı temsil eden büyüklerin etrafındaki insanlar, ne denli nezih olurlarsa olsunlar, onları gösterebilmekte çok acizdirler. Bugün dahi, bir büyük gönül erinin yanına gelip giden insanlar; idareciler, gazeteciler, din adamları, "Talebelerinin ufku hocalarının çok gerisinde." demektedirler. Zaten, o cevher farkıdır ki, sair madenleri kirlerinden arındırır.

    KAYNAK: AKAR, Mehmet; Mesel Denizi, Nil Yayınları, İstanbul 2001

     


    Tarih: , 14/4/2008
    Bağlantı

    ahmet yesevi ve Türkistan

                                           Ahmet Yesevi ve Hayatı

     

    Hoca Ahmet Yesevi, Ortaasya'dan Balkanlara Türklüğümüzü Müslümanlığımızı borçlu olduğumuz büyük veli...

    "Dil" imizin gelişmesini, zenginleşmesini O'na borçluyuz.

    "Din"imizin sapık görüşlerden arındırılmış, doğru yorumunu O'na borçluyuz.

    "Milli Kültür " ümüzün inançlarımıza sımsıkı bağlı oluşumunu O'na borçluyuz.

    O'nun yaşadığı çağda Ortaasya Türk toplulukları İran üzerinden gelen dini ve kültürel bir istilanın tehdidi altında idi. Göçebe/Yerleşik, dağınık Türk topluluklarının hepsi İslamiyet'e girmiş değillerdi. İslamiyete girenler de, henüz bu yeni dinin esaslarını tam özümsememişlerdi. Hoca Ahmet Yesevi, tam bu sırada ortaya çıktı. Bilgili, görgülü bir aile ortamında dünyaya gelmişti.İyi bir eğitim görmüş; bölgenin ilim merkezi Buhara Medresesi'nde din ilimlerini ve zamanın diğer bilgilerini tahsil etmiş; devrin büyük bilgini Yusuf Hamedani'den "Tasavvuf" dersleri almıştı. Hz. Ali soyundan geliyordu.

    Kazakistan'ın Sayram kasabası'nda doğdu.Doğum tarihi tam olarak bilinmiyor. Babası İbrahim Ata ( Şeyh İbrahim ), annesi İbrahim Ata'nın bağlılarından Sayram'lı Musa'nın kızı Ayşe Hatun..

    İsmi Ahmet, lakabı "Yesevi".. Yesi'li Ahmet / Ahmet Yesevi.. Künyesini, doğduğu yer olan Sayram'dan değil, ilk öğrenimini yaptığı; müfekkiresinin oluştuğu, ününü ve hizmetlerini kıt'alar ötesine taşıyacak fikri yoğunluğun saf, temiz, gencecik sinesine yüklendiği "Yesi"den aldı.

    İlk öğrenimini "Yesi"de yaptı.Arslan Baba'ya intisab etti.Bu ilk öğretmeninin irtihalinden sonra ünlü mutasavvıf Yusuf Hemedani'ye bağlandı.O devrin ilim merkezi Buhara'ya geldi. Buhara medresesinde İslam İlimleri tahsil etti.Bir taraftan O devrin bütün ilimlerini en üst seviyede tahsil ederken, diğer yandan ünlü Hemedani'den manevi eğitim aldı. Ahmet Yesevi şeyhinin vefatı üzerine Buharada bir süre kaldı, olgunlaşmasını burada tamamladı. Daha sonra Yesi'ye döndü.Ömrünün sonuna kadar orada kaldı.10 binlerce öğrencisini orada yetiştirdi. Sadece Maveraünnehir değil, bir eliyle uzakdoğuyu, diğer eliyle Avrupa içerilerini ve bu ikisi arasında kalan ne kadar "bölge","ülke" varsa oralar insanını Kur'an ve Sünnet temelinde tutacak "Müfredat"ını, "Program"ını orada geliştirdi, pekiştirdi.Böylece Yesi, Ahmet Yesevi'ye hem O'nu barındıran bir kutlu beşik; hem bildiklerini öğrencileri üzerinde deneyerek tecrübeye dönüştürdüğü bir labaratuvar; hemde ilk Hoca'sından aldığı "Emanet-i Peygamberi"yi bir dönülmez iman, sarsılmaz irade ve hayat veren ideolagya olarak bilediği atölye oldu.

    Fikirleri

    Hikmet Metodu" Hoca Ahmet Yesevi ve takipçilerinin "İslamı Tebliğ" metodu sevdirici, bütünleştirici, okşayan-teşvik eden-ısındıran, güleryüzlü bir metod idi. O'nun İslamiyete "Hikmet" metoduyla davet ilahi emrine tam mutabık şiir, deyiş/söyleyiş ve anlatımlarına "Hikmet" adını vermesi sebepsiz değildir.Nitekim bugün Kültür Bakanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından neşredilen "Hikmet" kitaplarında yer alan şiir ve deyişlerinde Ahmet Yesevi "Kuran" ve "Sünnet"e tamamıyla sadık çağrılar, tembihler, ikazlar yapmakta; fakat bu davet ve ikazları gönüllere hitabeden bir tarzda sunmaktadır.Bu metot, Kur'anın yukarıda ifade edilen ayette özetini bulan İslami tebliğ usulünün ta kendisi olduğu gibi; İslami tebliğdeki "İnsanlara akılları ve anlayış seviyeleri"ne göre hitabedilmesi prensibinin de gereğidir.O'nun;

    "Nice desem, işitici-bilen hani Habersize desem, gönlü karışır, dostlar"

    deyişi, bu konudaki hassasiyetini gösterir.

    "Yedi Prensip" Ahmet Yesevi'nin fikir ve hizmetlerini en iyi yorumlayan Namık Kemal ZEYBEK, kendine mahsus espri ve buluşuyla O'nun İslamiyete getirdiği evrensel yorumu "7 ilke" olarak öne çıkardığı prensiplerle izah eder.

    Allaha Aşk'la Bağlılık İslamiyet Allah'a imanı, Allah'a yöneliş ve herşeyin Allah anlayışında odaklaşması prensibinde görür. Böylece imanı, kişinin ve toplumun pratik hayatına indirger ya da kişi ve toplumun yaşayacağı hayati prensipleri Allah'a "aşk" derecesinde bağlanmakta bulur.

    İhlas Kişinin müslümanlığı riyasız, gösterişsiz, maddi menfaat gözetmeyen müslümanlık olmalıdır. Gündelik siyasetten, ticaretten, maddi-manevi kişisel çıkarlardan azade bu içtenlikli müslümanlık, Kur'an ifadesiyle "ihlas" adını alır.

    İnsan Sevgisi İnsan sevgisi, İnsana hizmet İslamiyetin emridir.Zira insan, Yaradan'ın yeryüzündeki temsilcisi ve O'nun kuvvelerinin bir özetidir. İnsan yaratılanların en şereflisi, en kutlusudur. İslamiyetin amacı, insanın huzur ve mutluluğudur.

    Müsamaha / Hoşgörü Dil, din, renk, cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm insanlara, tatlı dil, güleryüz ve hoşgörü ile yaklaşmak, Hz.Peygamber'in tebliğine muhatab olma müşterekliğinin gereğidir. Bu anlayış Yunus Emre'de "Yaratılanı hoşgör, yaratandan ötürü" tarzında ve veciz bir şekilde özetlenmiş ve ifade edilmiştir.

    Kadın-Erkek Eşitliği İslamiyet kadın ve erkek arasında eşitliği, yetki ve sorumluluk dengesini getirmiştir.Kadın ve erkeğin "Aile" içerisindeki hak ve görev sınırları belirlenirken toplum içerisinde işte, üretimde, yönetimde, sosyal hak ve faaliyetlerde de adalet ve nesafet ölçüleri içerisinde gerekli kriterler, sağlam köşetaşları şeklinde yerli-yerine konulmuştur. "Kadın Hakları" konusunda, beşeri hiçbir sistemde görülmeyen; ilahi "İnkılap" tarzındaki bu hükümler, Ahmet Yesevi Misyonunda sadece teoride değil, uygulamada da gerçek yerini almıştır.

    Emek ve İşin Kutsallığı "Emek" ve "İş" kutsaldır."İnsan için çalışmasından başka birşey yoktur." Buna göre insanın geçiminin kendi öz emeği ile olması tercih edilmiştir."Kul Hakkı", "Kamu Hakkı", başkasının sırtından geçinmek, Allah'ın affetmediği haklardandır. Ahmet Yesevi Hazretleri, geçimini, bizzat çalışarak, elinin emeği ile sağlamıştır.

    Bilim İslamiyet'in en önemli prensiplerinden biri de "Bilim"dir. Bilim İslamiyet'in üzerinde önemle durduğu ve insanı Allah'a yaklaştıran bir ilahi emirdir. Daha ilk vahiy ve emrinde bilimi işaret eden İslamiyet'in beşeri ve ilahi diğer din ve sistemlerden farkı, bu ilk emirde işaret edilen istikamet olsa gerektir.

    Eserleri

    Ahmet Yesevi bir yetkin, ergin, aydın kişi olarak Farsça ve Arapça'yı çok iyi bilmesine rağmen halka yöneldi; halkın dili ile konuştu, geniş halk kitlelerinin anlayacağı sade Türkçe ile "Hikmet" denilen deyişlerini / şiirlerini inşad etti / söyleyip yazdı.

    99 bin'e ulaştığı söylenen öğrencileri O'nun "Hikmet"lerini köylere, şehirlere, mezralara, kışlak ve yaylaklara taşıdılar. Bu şiirler, deyişler, öğütler, hikmetli sözler olarak, özdeyişler halinde Türk Ordularının gittiği heryere ulaştı. Bu sebeple, ölümünden sonra da Türkçe şiir söyleme geleneği O'nun hikmetlerinden esinlenen yeni ergin kişilerce devam ettirildi. Hacı Bektaş Veli'ler, Yunus Emre'ler, Hacı Bayram'lar, O'nun erginlik ermişlikte de; şiir / deyiş ve tebliğde de takipçileri oldular.

    Şu muhakkak ki Türkçe edebiyat geleneğimizi; bir bilim ve sanat dili olarak Türkçemizi Ahmet Yesevi ve O'nun takipçilerine borçluyuz.

    Hikmetler ve Muhtevası Ahmet Yesevi, bütün deyişlerini tebliğ ve nasihatlarını "Hikmet" adı altında söylemiştir. Bu tercih, bilinçli bir tercih olsa gerektir.Zira nahl Süresi'nin 125'inci ayetinde "Rabbinin yoluna hikmetle davet et" buyurulmaktadır. Bu tercihin isabeti şuradadır ki, Ahmet Yesevi'nin hikmetlerinde; ahlak kitaplarında "Ahlak-ı Hamide" olarak sayılan ahlaki prensipler tavsiye edilmiş; "Ahlak-ı Zemime" ise yerilmiştir. Bu sebeple "Hikmetler", denilebilir ki, bir sosyal ahlak kitabıdır. Ahmet Yesevi'nin "Hikmetleri"i, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından "Divan-ı Hikmet"; Kültür Bakanlığı tarafından ise "Divan-ı Hikmetten Seçmeler" adı altında neşredilmiştir. Ahmet Yesevi'ye atfedilen "Hikmetler'in tamamı bu iki yayında toplanabilmiş değildir.

    Risale "Risale" Ahmet Yesevi'nin ilim aleminde henüz tanınmayan bir eseridir.Kazakistanlı bilim adamı Muhammedrahim CARHUMMED-ULİ, "Hoca Ahmet Yesevi'nin Hayatı Hakkında Yeni Deliller ve O'nun Bilinmeyen Risale Adlı Eserinin İlmi Değeri" konulu makalesinde eserin bir yandan "El Yazma" nüshasının şekli tanıtımını yapmakta; diğer taraftan muhtevası üzerine bilgiler vermektedir.

    Buna göre eski çağatay dilinde 88 sahife tutan eser, Ahmet Yesevi'nin dünya görüşünü ve İslamiyetin temel kurallarını kendine mahsus uslübuyla izah etmektedir. Hikmet'lerde olduğu gibi burada da insanlararası münasebetler ağırlıklı şekilde yeralmaktadır.Dini emir ve yasakların kişinin ahlaken olgunlaşması; toplum hayatının ahlaki kurallarla huzur ve güvene ulaştırılmasındaki rolü, kitapta somut örneklerle işlenmektedir.

     


    Tarih: , 2/4/2008
    Bağlantı

    deneyin bakalım işte bu! diyeceksiniz...

     

     

    Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,

    kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.

    Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.

    Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş.

    Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bri btüün oalark oykuorumuşz.

    Bakın nasıl da duzgun okudunuz, ilginç değil mi?
     

    Tarih: , 28/3/2008
    Bağlantı

    çanakkale geçilmez...

     

    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
    O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
    Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

    Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
    Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

     

    M.Akif ERSOY


    Tarih: , 20/3/2008
    Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->